
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
Değişir rüzgarın yönü Solar ansızın yapraklar; Şaşırır yolunu denizde gemi Boşuna bir liman arar; Gülüşü bir yabancının Çalmıştır senden sevdiğini; İçinde biriken zehir Sadece kendini öldürecektir; Ölümdür yaşanan tek başına Aşk iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır Geceler boyu sevişmelerden; Binlerce yıl uzaklardadır Binlerce kez dokunduğun ten; Yazabileceğin şiirler Çoktan yazılıp bitmiştir; Ölümdür yaşanan tek başına, Aşk iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık Seni bildiğin şarkılar; Boşanır keder zincirlerinden Sular tersin tersin akar; Bir hançer gibi çeksen de sevgini Onu ancak öldürmeye yarar: Uçarı kuşu sevdanın Alıp başını gitmiştir; Ölümdür yaşanan tek başına, Aşk iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece, Tüketilmiş ve düşmüş, gözden. Düşlerinde bir çocuk hıçkırır Gece camlara sürtünürken; Çünkü hiç bir kelebek Tek başına yaşayamaz sevdasını, Severken hiçbir böcek Hiç bir kuş yalnız değildir; Ölümdür yaşanan tek başına, Aşk iki kişiliktir.
ATAOL BEHRAMOĞLU

BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun
Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun
Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin..
ATTİLA İLHAN

SEVDA DENİLEN ŞEY
Sevda denilen şey öyle kolay değil Yaşa da gör derim, yaşa da gör Sevda anlamayana sivrisinek saz Çekene zehir, çektirene panzehir Sevda denilen sihir ele zor gelir Hem sabır, hem sefer demektir!
Sevda denilen şey öyle kolay değil Sevene pınarlar, sevilene okyanuslar az gelir Havada bulut desen de, asla unutamazsın Sevda denen periden yakanı kurtaramazsın Sevda denilen sihir ele zor gelir Hem sıla, hem gurbet demektir!
Sevda denilen şey öyle kolay değil Bitip tükenmez geceler, upuzun günler Haftayı, ayı, yılı unutursun İnadına bir çift göze bağlanırsın, inadına Sana dünyalar güzeli sevdiğin, başkasına Sevda denilen sihir ele zor gelir Hem gözyaşı, hem sevinç demektir
Sevda denilen şey öyle kolay değil Kış yaman da olsa karlı dağdan buz getirtir Sevda bir sazın telinde ağrı, Sevda bir ceylanın gözlerinde mutluluk Sevda denilen sihir ele zor gelir Hem matem, hem bayram demektir
Sevda denilen şey öyle kolay değil Çekene zehir, çektirene düğün dernek İki gönlün arasındaki telgraf telleri Gider gelir, gider gelir Sevda denilen sihir ele zor gelir Hem ilkbahar, hem sonbahar demektir
Sevda denilen şey öyle kolay değil Bir çeken bilir, bir çektiren bilir! 11 Eylül 2006
Oyhan Hasan BILDIRKİ

SEVDALAR ÇOCUK KALIR
´Limanda ışıkları izledik ayrı ayrı Karanlıktaydık... Kireç badanalı bir odada Sarılsaydık sımsıkı Kimsenin göremediği Bir yıldız olurduk...´ ´Zamanla değişir Büyür insanlar Rüyalar çocuk kalır... Oysa, yaşlanmak vardı seninle Ve paylaşmak tüm yaşamı Sabahı birlikte karşılamak Birlikte yaşamak akşamı... Başaramadım sevdiğim, Bağışla... Sevdalar çocuk kalır...´
Suna Tanaltay
SÖYLE SEVGİLİ
Mektubunda sıcaklık var Elinden mi geçti söyle? Ya bu sevgi, biricik yar Dilinden mi geçti söyle?
Hayal kurmak oldu işim Saadettir suyum , aşım. Sana uçan gönül kuşum İlinden mi geçti söyle?
Gül de gönül de senindir Gel de bu hasreti dindir. Sözlerin gönlünün bin bir Telinden mi geçti söyle?
Sevginin rengi pembe mi? Senin de gönlün bende mi? Bende esen aşk meltemi Yolundan mı geçti söyle? Jale Sun
ÖNCE,SONRA,DAHA SONRA
Önce.......................... ................................... Yaşam kargaşasında, Onurlu olmayı, Doğar doğmaz, İlk nefes alışımda öğrendim.
Sonra............................ ...................................... Ben..... Ben olduğumu, Utanmadan söyledim.
Daha sonra...................... .......................................... Alınmadım hiç bir sözden, Boşverdim.
Çok sonra......................... ........................................... Aşkı katıksız yaşamayı, Biriktirip, Bölüşmeyi sevdim. Gel bölüşelim!
Nazife Abaylı

BİR SABAH
Bir sabah sana gelmişim İçimde ağrısı gecenin Kapını çalmışım yorgun argın Bu defa başım önümde değil. Mevsimlerden baharmış Gül koklamaya ellerinden Dereden, tepeden konuşmaya Sana gelmişim Unutmuşum da.
Yaşar Karaman

BİTMEYEN NÖBET
Ay ışığında Gecenin karasında Oturmuş seni düşünüyorum Gözlerim dalıyor uzaklara ta uzaklara Seni soluyorum her bir nefeste Hissediyorum Gözlerimde damlasın Akmaya çalışan firari damla Seni kelepçeledim gözlerime İnatla kapatıyorum gözlerimi Damla, damla akıyorsun yüreğime Biliyormusun? Gururum var ya Karşımda dikilmiş kabadayı gibi duran Dağlardan daha heybetli Bana kafa tutan gururum Ezdim onu Sana olan özlemim galip geldi Sen hasretinle yandığım sıla İçimden söküp atamadığım gurbet Derinlerde, yüreğimde yaşattığım sevdam Bende, benden daha büyük olan sevdam Ve ben hala seni bekliyorum Geçmiş olduğun yollarda izlerini arıyorum Yüreğimde kopan fırtınada Delice esen rüzgarda kokunu soluyorum Gecesini, gündüzünü bilmez, Firarlardayım Bitmez tükenmez nöbetlerdeyim Biliyormusun? Hala ayaktayım, yıkılmadım Seni bekliyorum.
Hicabi Ceylan

YAŞANMIŞ AŞK HİKAYELERİ
1. bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum, bildiğim ancak aşıkken var olduğum... işte bu yüzden, benim için aşık olmakÿ; çoktandır hasretine katlandığım yokluğum. ´eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, ´ demiş La Rochefoucauld benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum...
2. her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim bir bakıştan, bir duruştan, çağrışımın sonsuz hızından unutulmaz bir sevgili daha bırakacağım ardımda. belki de yaşanabilecek en güzel serüveni terk edeceğim daha otobüsün ilk basamağında. kim bilebilir ki? sonrayı, sonrasını kim bilebilir? gizli gizli veda edeceğim onaÿ; görmeyecek ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim otobüs camına bağrında bir ok ile bir aşk levhası çizecek, ah min-el! bu da ötekiler gibi, kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden yaşayıp gidecek..
3. şimdi hemen kalksam buradan hemen çıksam uzun sokaklardan birine kiminle karşılaşabilirim kime vurulurum ölesiye, eve dönmeden geceme kuzguni bir cehennem gibi eklenen bir ölümcül sevda hangi köşe başında keser yolumu bir tenhaya ulak olan o suret avı bırakır mı yakamı haracı ödenmeden bırakır mı yakamı bir suretten, bir şiirden, bir hüzünden ak kağıda düşürülmüş imzasını görmeden
bırakmazlar yakamı, bilirim, ben ölmeden
4. hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden her aşk, her şiir ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden, küskün omuzlu terk edilmişliklerden, perspektifinde hep bir sokak taşıyan o sessiz o faili meçhul cinayetlerden resim altı sözcüklerden aşk mümkün olsa idi ah, aşığı öldürmeden
bırakır mı yakamı kağıdın ölüm beyazı sureti elle bilenmiş sözcükler, yüreğime sokulan serüvenin hançer tadı nabzımın atışına ayak uyduran vezninde gece adımları şiirlerimin bırakır mı yakamı yaşadıklarımı dökmeden imgelerin giysilerine hayatın maskelenmiş gerçekliğine upuzun bir mesafeyle yeniden sokulmak için yeniden ve yeniden.
MURATHAN MUNGAN

ŞİİRLERİM 2 TIKLA
|