
İZMİR
Bu yeşil, bu mavi, bu renk, bu ışık Ruhumda sindirdin baharı İzmir Mehtap denizine gün sana aşık Baştan başa hülya diyarı İzmir
Kıvrım kıvrım, köpük köpük denizin Seni gören gözden silinmez izin Öyle gurbetsin ki, sıla gibisin Ey gönlümün olanca varı İzmir
Akşam güneşle su dudak dudağa Bir alev yükselir denizden dağa Uzandıkça gönüller çok uzağa Sen olursun aşıkın yeri İzmir...
Yüksel Gemalmaz

İZMİR DÜĞÜMÜ
Bir düğüm gibisin içimde İzmir Bütün sevgilerim gömdüm karanlık sularına Çözülünce açığa çıkacak sırlarınla. İki uçta yaşarsın, gözlerinde aydınlık ve karanlık Ölümle dirim kurdelası, hep boynundadır Yangın büyüsü sarar bedenini tutuşursun.
İçindeki ateşi çıkarır, savurur küllerini. İlmek ilmek örersin sularında sevgiyi.
İzmir sevmeyi de sevişmeyi de bilir umursuzca Her akşam kızarır yeni sevdalar ufuklarda
Sevgi Damlaları
YAKINSAMA
Fesleğen kokulu bir rüzgardın Girdin içeri kapıdan YürÜdüğün yolların tozuyla oturdun masaya Masanda bir saksı sardunya vardı, okşadın Çeneni avuçlarının içine aldın Kır kokulu gülüşlerini gezdirdin yüzümde Sıcak bir çay dedin Benim yanaklarım demlendi o an! Bir topaç gibi yerimde döndüm Sana çayını verdim Tazecik, üstünde buğusu tüten
Seni İzmir'li gibi düşündüm Hani yüzün öylesine sıcak geldi ki Yüzünü hiç görmediğim çocukluğum geldi aklıma Öyle zor, o kadar uzak ki bana... Kanadı kırık bir kuş gibi de olsa oyunlar oynadığım Küçüklüğümün arnavut kaldırımlı sokaklarını özledim Beni emziren sokakları... Kordonboyunu sonra, imbatı!
Seni İzmir'li gibi düşündüm Hani yüzün öylesine sıcak geldi ki Huzurlu mavi güneşli bir koy gibiydin Balıkların oynaştığı Denizyıldızlarının, midyelerin uzunca uyuduğu Gökyüzünü denizinde görebildiğim bir koy... Üşümüş, ürkek bir kuş gibi sokuldum sıcaklığına Aslında o kadar uzaktın ki bana...
Ben bilmediğin kocaman, sık ağaçlı yalnız bir ormanda Gecelere ninni söylüyorum kendi yüreğimin çığlıklarını susturmak için! Sen dağ yamaçlarındaki pınarlar kadar berrak akıyorsun bana Derken, güneşli sahillere çıkıyor yolumuz Kumdan kuleler yapıyoruz irili ufaklı deniz kabuklarıyla Kocaman kapılı ve pencereli kuleler Martılarla paylaşıyoruz susamlı sözcüklerimizi Karşıdaki yeşil yamaçlara döğmeli köylere bakarak Atarak üstümüzden asırların kederli yorganını bir tarafa Neşeli tüküler söylüyoruz sesimizi bir edip
Aslında o kadar yakınım ki sana Seni kendim gibi düşündüm SENİ SEVDİM! |
| |
|
Kadir Polat
İZMİR'İN ÇOCUĞU
Sen; İzmiri'in sevda çocuğu Baktıkça buğulaşan gözlerin mi Rüzgarla yarışan saçların mı En güzel...
Sen; İzmir'in sevda çocuğu En son maviler giymiştin hatırlıyorum Sırf körfezi kıskandırmak için Vapurları mekan seçmiştin...
Sen İzmir'in güzel çocuğu Sen'de İzmir'imi sevdim İzmirde'mi seni bilinmez; Şimdi ikinizden de geçemiyorum... |
| |
|
Gülden Karabudak
ŞİMDİ İZMİR'DE OLMALI İNSAN
Şimdi İzmir'de olmalı insan Kordonboyu'nda kol kola Şarkılar söylemeli İmbat gibi serin serin Konuşmalı ordan burdan
Şimdi İzmir'de olmalı insan Tıklım tıklımdır Kemeraltı Kadifekale salkım saçak Sonra uzanıp Gültepe'ye Gecekondulardan haber sormalı
Şimdi İzmir'de olmalı insan Cıvıl cıvıl bir Karşıyaka vapurunda Allı güllü bahçelerinde Balçova'nın Ya da Çamdibi'nde Karabağlar'da Yorgun argın işçilere karışmalı
Şimdi İzmir'de olmalı insan Doya doya yaşamalı |
| |
|
Hamdi Topçu
CANIM İZMİR'İM
Bulutmu kaplamış, İzmir'i bu gün. Yoksa benim içim mi kararmış? Dokunsalar, ha ağladım, ağlıyacağım. Bulutmu kaplamış İzmir'i bu gün. Ben alışkınım, senin gülen yüzüne. Yağsan bile, ardından doğar güneşin. O kadar yer gezdim amma, Dünyada yok bir eşin. Bulutmu kaplamış, İzmir'i bu gün. Dokunsalar, ha ağladım, ağlayacağım. Gerek kalmadı dokunmanıza. Dolan gözlerim boşaldı, Ağlıyorum, ağlıyacağım... |
| |
|
Münevver Şenol
İZMİR
Bu yeşil, bu mavi, bu renk, bu ışık Ruhumda sindirdin baharı İzmir Mehtap denizine gün sana aşık Baştan başa hülya diyarı İzmir
Kıvrım kıvrım, köpük köpük denizin Seni gören gözden silinmez izin Öyle gurbetsin ki, sıla gibisin Ey gönlümün olanca varı İzmir
Akşam güneşle su dudak dudağa Bir alev yükselir denizden dağa Uzandıkça gönüller çok uzağa Sen olursun aşıkın yeri İzmir... |
| |
|
Yüksel Gemalmaz | |
ŞİİRDEN ŞEHİR O,ADI İZMİR
Parendeler attığım Buca sokakları… Tabanvay’la turladığım Kordon boyu, Alsancak surları… Hatay’dan kordona inen O yüz, basamaktan körfez şehir ki, Adı İzmir…
Şöyle ki;
Yaz akşamların da, O daha bir ıhlamur kokan şehir O yazları daha bir şiir O şiirden şehir Adı İzmir…
İçinde pek yabanca ihsan Dışında yek tabanca insan… O ki, bambaşka bir lisan. O şehirden şiir Adı İzmir…
Daha mı mavi her denizden körfezi Yek keza suspus eder gizemi Hasbıhalden sur örmüş dilbazı Yaşandıkça katar ömür her dem’i O şiirden şehir Adı İzmir…
Bir bana mı aşktan yana garezi Ya beni bilmedi, ya da ben aşkını Parke taşlı sevgi yolu mu marazi Ben mi durmuşum olmazda Aşk mı mazi şiir dolayında… Şehirden şiir o Adı İzmir…
Gayri cüretkârım Bilirim ki değişmez yazı Canıma od çalsa da Mavi ‘den körfez bazı Hatırası gamından pek kârım
Şiirden şehir o Adı İzmir… Ol ki benim, Şehirden yârim… |
| |
|
Emel Çetin
BAHAR
İzmir’e bahar erken gelir. İzmir’in çiçekleri güzeldir. İzmirin çiçekleri kız, Kızları çiçek gibidir.
bahar demek,çiçek demektir. İzmir’in, binbir kokulu seraları, baharı hazırlar, hep baharı, İzmir’e bahar erken gelir. Çingeneler satar baharı. |
| |
|
Mehmet Halil
İZMİR'İ HATIRLIYORUM
İzmir’i hatırlıyorum; Yağmurlu bir günde, Kordon boyunu sel basmış diz boyu Deniz taşmışçasına sokaklarda, Gürül gürül akan Sel sularına bakıp bakıp İzmir’i hatırlıyorum...
Karşıyaka - Bostanlı Güzelyalı - Karataş Doyum olmaz burada yürümenin Bak Konak - Karşıyaka vapuru Pasaport’a yanaşmış Cıvıl cıvıl kaynaşıyor içinde İnsanlar...
İzmir’i hatırlıyorum; Şirinyer’in şirin sokaklarında Saat 7.40 İşte Buca - Alsancak treni, Kaçıncı kez taşıyor talebelerini Ve... Yine yağmurlu bir günde İZMİR’İ HATIRLIYORUM... |
| |
|
Ahmet Otman
İZMİR BALIKCILARI
İzmir’in ufku geniştir,havası temiz Son ışık, buradan batar karanlıklara. Balıkçıları güzeldir,gönülleri ise olta. Havası sıcak,gizemli,vurgun yemiş Baharı, uzanır koyu kışlara... * Her zaman diliminde bu şehir var. Güzel Bahçe’sinde balıkçılar, Tezgahlar balık dolar barınaklarda Bahçeler limon, mandalina Mordoğan dağları nergis kokar. * Sabah akşam süzülür gemiler yan yana Bazen şen şarkılar duyulur içlerinden Coşarlar balık beklerken her zaman Çilingir sofraları kurulur dalgalara Demlenir güneşle beraber çaylar Bardaklarla yalnızlıklar içilir. * Sert,yanmış,çileli yüzler geçer. Sandalla gölgeli kıyılardan. Asla görünmez coşkuları fırtınalardan Bekleyen kedilere balık atarlar. Peşlerinde dolaşır martılar. Acı çığlıklarla,arsızca bağırırlar. * Bir ayrı kültür oluşmuştur sularında Bağımsız,insancıl,umursamaz Bir kalabalık şehirde,yalnız,ıssız. Suların hikayesini yazarlar kürekleriyle. İzmir kıyılarında,İzmir’i okurlar! .. Güzelim balıkçılar.
SEVGİ DAMLALARI
İZMİR VE BEN
İzmir ve ben Gevrek yerdik Susam susam kokup Nar çiçeklerine Takardık gülüşlerimizi.
İzmir ve ben Bornova dan çıkıp yola Bayraklıda kapayıp pencerelerimizi Geçerdik kemer altının Büyülü sokaklarından.
İzmir ve ben İncir altında Denize karşı Aşklarımızı meze yapıp İçerdik rakımızı.
İzmir ve ben Konak meydanında Haykırırdık umutlarımızı Dalgalar bize hayrandı Bir o kadar uzakken sevdamız. |
| |
|
Ufuk Nazım |
İZMİR'İN RÜYASI
Kadifekale düşleri hep hakikat olur. Büyük İskender gibi rüyalara yatarsın, İki su meleği manadan seslenir sana İzmir’de katlanacak mutluluğu yaşarsın.
Bir gün çıkın Kadifekale’ye,Pagos tepesine Zaman öncesinin tarihi var burada Kuzey rüzgarlarına açık eski surlar da gezinin Yatın dilek rüyalarına,ulu bir çınarın altında.
Kalktığında,gördüğün manzarada yatar dileklerin Bakarsın Agora’ya kuş bakışı. Hayallerin de bazen,tanrıça Demeter olur. Poseidon’u seyredersin zaman boyutlarında..
Eskiden,yeniden ne varsa kucaklarsın burçların da Bir kolun uzanır Manisa dağlarına,Bornova’ya Karşıdan görünür Bayraklı ve Karşıyaka Bir kolun Güzelyalı’da, Güzelbahçe’de..
Sessizce İzmir’in şarkısını dinlersin Yamanlar da Bir zaman diliminde daha Smyrna’yı yaşarsın!
İzmir Şiirlerinden... |
| |
|
Sevgi Damlaları |
İZMİR
Yağmurla uğurlandım Ankara’ dan... Beni İzmir’e getirecek otobüsün dört numaralı koltuğundan baktığımda, otobüs camının ardından olsa da görmüştüm yağan yağmur damlalarının sevdiklerimin, hele ki annemin gözyaşlarıyla karışmasını... Sayısını hatırlamadığım kadar çok ayrılık yaşadım ben, peki nedendi bu seferkinin bu kadar dokunması yüreğime? ...
Otobüsün çalışan motoru ve artık hareket etmemiz gerektiğini belirten anonsla birlikte, saatler ayrılık vaktini gösterdiğinde, bir ben kalmıştım gecenin tenhalığında, kimseyi tanımıyordum çünkü, İzmir beni tanımıyordu ve ben annemin ve tüm sevdiklerimin el sallamalarına karşı verdiğim dünyanın en acemice asker selamıyla geride kalan gençlik yıllarımı selamladım sanki. Artık büyümeliydim...
Aslında ilk adımımla anlamıştım, Varyant’tan Konak’a inerken birdenbire görünce denizi ve kordon boyunda ilk voltamda emin oldum, bu şehri tanıyordum daha önce hiç görmemiş olsam da.
İzmir’de hiç kar yağmadı ama ben kordon boyunun herhangi bir tahta bankında güneşin sarıdan kızıla dönerek batışını izlerken ve güneş batarken bile ısıtırken içimi hayaller kurdum. Meltemler saçlarımı okşarken bir anne şefkatiyle ve serseri dalgaların birbirlerine ve sahile çarparak çıkardığı sesleri dinlerken yine hayaller kurdum. Hele ufuk çizgisinde sonsuzluğun sınır kapısına demir atmış gibi bekleyen gemileri gördüğümde, ben gidemedim o gemilere binmek için ama beyaz martıların kanatlarına bırakıp gönderdim en güzel hayallerimi, sonsuzluk kapısından geçirsinler diye. Ufukların ötesinde hayallerim var artık...
İzmir, sen hiç üşütmedin beni. Uzun sıcak gecelerinde uykusuz kaldığımda yüreğimden kağıdıma dökülenleri ilk burada paylaştım başka insanlarla. Her gece kendi içime dönüp ve her gece içimdeki yangınları söndürüp, yürek mangalıma köz yaptığım dağların ardında bekleyenlerimi düşünmeyi öğrendim seninle. Ve seninle genç kalmayı öğrendim. İtiraf ediyorum, seni çok sevdim; sence ihanet mi ettik Ankara’ya?
Dedim ya dağların ardında bekleyenler var İzmir. O yüzden gitmek zorundayım yakın zamanda. Şimdilik elveda ama bir gün geri döneceğim sana, sonsuzluğun sınırlarında beni bekleyen bir gemiye binmek, ufukların ötesinde bekleyen hayallerime kavuşmak için... O yüzden bekle beni...
LEVENT MAZLIGÜNEY
İZMİR
Yağmurla uğurlandım Ankara’dan Sevdiğim, mutlu olduğum diyardan. Kurutup ısıttın senden ummadan Söyle benim güneşim misin İzmir?
Gurbeti düşündüm, güllerim soldu, Gözyaşım içe akıp nehir oldu, Nehir akıp senin içine doldu, Yoksa benim denizim misin İzmir?
Deniz kenarında, sahil boyunca, Dalgaların olur adam boyunca, Huzur bulduğum sesini duyunca Annemin ılık sesi misin İzmir?
Sabah akşam ayrı meltemler eser, Hayatla bütün bağlarımı keser, Kokusu beni benden alan eser, Sevdiğimin nefesi misin İzmir?
Kimler için sen nelere bedeldin? Söyle kaç yiğidin aklını çeldin? Masallar ülkesinden neden geldin? Bildim, peri kızısın sen İzmir! ... |
| |
|
Levent Mazılıgüney
Konu : Izmir-Istanbul "Bir Istanbullu'nun Izmir hakkindaki görüsleri" diye.. Okudukça ilgimi çekti ve sizlere de aktarmak istedim. Neden istedim? Izmir ile Istanbul'u her firsatta kiyaslayanlari n ve Izmir'i horlayanlarin, bazi gerçekleri görmeleri için istedim. Bu istegimde hakli miyim, haksiz miyim, okuyunca karar verirsiniz.
Ø Cem Baracuda yaziyor...
Bir senedir Ege Life dergisinde yaziyorum ya, imtiyaz sahibi, yani patron" Sevgili Cumhur Küçükkahveci, Ege Life'in geleneksel yazarlar toplantisi için beni Izmir'e davet etti. Atladim uçaga gittim Izmir'e.
O aksam hem yazarlar toplantisina katilacagim hem de gündüz Izmir acenteleri ile görüsmeler yapacagim. Havas'in servisi ile direkt Karsiyaka'ya geçtim. Ilk toplantim orada. Apartmanin bahçesinden girerken bir hanimla karsilastim.
"Günaydin"dedi;gülümseyerek. Aha!... ne hos. Ama sasirdigim için ben karsilik veremedim. Bakakaldim. Apartmana girdim. Merdivenleri çikarken bir beyle karsilastim. Gülümseyerek bir günaydin da ondan aldim. Allah Allah. Su "Ege Life'in kudreti"ni görüyor musun? Yavas yavas Izmir'de beni tanimaya basladilar demek. Neyse ilk ziyaretimi gerçeklestirdim. Iki saat sonra Konak'ta bir baska toplantim var. Dogru vapura. Biletimi alacagim. Gisedeki memur da "günaydin" dedi. Tanidi beni tabii ki... Geçtim turnikeden. Vapur geldi.Millet sakin sakin duruyor. Söyle sagima bir omuz, soluma bir çelme geçtim öne. Kostum, girdim vapura. Herkesten önce kaptim bir yer, oturuyorum. Önce yanimdaki, sonra karsimdaki ve daha sonra gelen delikanli da "Günaydin" dedi. E normal artik tabi. Kolay degil. Koskoca Ege Life'in koskoca yazariyim. Taniyacaklar beni. Ama o ne, herkes birbirine gülümseyip selam vermeye basladi. Hatta yanimdaki ögrenci oldugu anlasilan bir delikanli yerinden kalkip bir kadina yer verdi, kadin da, kadinin kocasi da delikanliya ayri ayri tesekkür ettiler. Neyse, Akraba olsalar gerek. On dakika sonra vapur yanasti. Ben yine çalimlarima devam edip insanlarin arasindan siyrilip hemen en öne geçtim. Vapur yanasmadan atladim. Her zamanki gibi basladim benden önde gidenlerle yarismaya. Ilerideki direge kadar su kizi geçmeliyim. Haydi oglum bastir. Ohh geçtim. Simdi bir ilerideki direge kadar su öndeki sapkali amcaya yetismeliyim. O da tamam. Simdi... Ani bir fren ve durdum. N'oluyo yaa? N'apiyorsun oglum? Nereye yetisiyorsun? . Daha bulusmana bir saat var. Dur bi..Sakin ol! Oturdum "pasaportta" (iskele yaninda bir semt) bir yere. Basladim Izmir'lileri gözetlemeye. Izmir'liler gülümsüyor. Surat asma yok. Izmir'liler birbirlerine "günaydin" diyor, selam veriyor.
Izmir'liler yürüyor, itismiyor, yarismiyor. Izmir'liler yere çöp atmiyor, tükürmüyor. Izmir'liler birbirlerini dinliyor, ayni anda konusmuyor. Izmir'liler vapurda, otobüste okuyor. Yesil yanar yanmaz zart-zurt korna çalmiyor. Yürrüü diye bagirmiyor. Izmir'liler nazik. Izmir'liler temiz. Izmir'liler güzel. Izmir güzel
Kendimi EFES'in kurulus efsanesindeki, tavada pisirdigi baligini kapan küçük yaban domuzunu (Jabali) kovalarken tesadüf eseri Efes'i kesfeden balikçiya benzettim. Ben Izmir'i kesfettim. Izmirliyi kesfettim bu seyahatimde. Bu arada herkesin de Izmirli olamayacagini da kesfettim.
Peki ben Izmirli olabilir miyim acaba? Kocca bir soru isareti. Bu arada; Acaba neden hala bazi Izmirliler Istanbullu olmaya çalisir? Iste onu anlamam. Istanbul'da tas üstünde tas mi kaldi? Istanbul'da dolasacak (tecavüzeugranmayacak) park mi kaldi, Istanbul'da çantani çapraz asmadan dolasacak cadde mi kaldi, peki ya yürüyecek kaldirim var mi? Nisantasi'nda köpek pisliklerine, Aksaray'da tükürüklere basmamak, kaldirimlarda ki arabalara çikmamak, Beyoglu'nda omuz yememek için "slalom" yapmak zorunda kalmak hos mu? Günde 1.5 saat gidis, 1.5 saat dönüsten 3 saati yolda geçirmenin 8 saat uykuyu çikarinca maliyetinin 1 senede 54 gün (kabaca senede 2 ay yolda) oldugunu bilen var mi? Ya istanbul'da isten eve gelip tekrar eglenmeye çikmanin hemen hemen imkansiz oldugunu, bu yüzden aksam disari çikacaklarin naylon torbada gece kiyafetini ve ayakkabisini yaninda ise götürmek zorunda oldugunu biliyor musunuz? Karsida oturan annelerin ortalama ancak ayda 1 kez ziyaret edilebildigini biliyor musunuz? Sorarim "ortalama" bir Istanbulluya; En son apartmaninizda adini bile bilmediginize emin oldugum komsunuzdan ne zaman tuz, kahve istediniz? Birakin onu ne zaman ona günaydin dediniz, selam verdiniz veya
aldiniz? Düzenli görüstügünüz kaç arkadasiniz var? Is ve para konusmadan en son ne zaman ve kiminle muhabbet ettiniz? Bunlari bos verin. En son "sadece kendiniz için" ne kadar vakit ayirdiniz ve ne zaman? Hepsi bir yana, bir bayana kapiyi açtiniz, otobüste veya vapurda yer verdiniz. Tesekkür mü bekliyorsunuz? Ne tesekkürü? Hazir olun, kadinin kendisinden veya kocasindan "höösst" diye karsilik alirsaniz sasirmayin. Hadi Lütfen "herkesi kendin gibi zannetme" geyiklerine falan girmeyelim.
Istanbul da durum budur.
|
| |
| | | | | |
|