KIRMIZI GÜL DEMET DEMET
Kırmızı gül demet demet
Sevda degil bir alamet Gitti gelmez o muhannet Şol revanda balam kaldı
Kırmızı gül her dem olsa Yaralara merhem olsa Ol tabibten derman gelse Şol revanda balam kaldı
Kırmızı gülün hazanı Ağaçlar döker gazeli Kara yağızın güzeli Şol revanda balam kaldı
Muharrem AKKUŞ

KIRMIZI GÜL
Bir ülke varmış eskiden. Ve bu ülkede hiç ama hiç kırmızı gül yokmuş bütün güller beyaz renkteymiş. Bir de birbirini çok seven bir kız ve bir delikanlı varmış bu ülkede... Birbirlerine çok yakışıyorlarmış. Kız çok güzel delikanlı ise çok yakışıklıymış...
Delikanlı bu kız için herşeyi yaparmış.. Kıza evlenme teklif etmiş. Kız ise bir şartla demiş. ''Bana kırmızı renkte bir gül getirirsen seninle evlenirim''. Delikanlı çok üzülmüş çünkü hiç kırmızı gül yokmuş. Beyaz güllerle dolu bir bahçeye gitmiş aramış ama yok...
Sonra ordaki bir bülbüle derdini yanmış.. Bülbül dinlemiş genci... Ve en sonunda "Üzülme delikanlı, yarın buraya aynı saaatte gel ve kırmızı bir gül göreceksin onu al kıza götür, evlenin mutlu olun... Sen onu çok seviyorsun mutluluk hakkın" demiş. Çocuk biraz şaşkın ayrılmış ordan...
Ertesi gün bahçeye gitmiş koskoca bahçe beyaz güllerle dolu yalnızca en ortada kıpkırmızı bir gül!! Delikanlı biraz şaşkın biraz heyecanlı, biraz mutlu koşup gitmi gülün yanına.. Ama gördüğü şeye gerçekten çok üzülmüş. Bülbül yerde ölü yatıyormuş.. Kendini gülün dikeniyle öldürmüş, kanından da kırmızı bir gül ortaya çıkmasını sağlamış genç delikanlş ve onun mutluluğu için..
Şimdi de yerde cansız yatıyormuş.. Delikanlı gülü alıp kızın yanına gitmiş.. Kız bu gülü gördüğü için çok sevinmiş ve delikanlıyla evlenmeyi kabul etmiş.. Bunun üzerine genç "Benimle evlenebilmen için bülbülün ölmesi mi gerekiyor du? " diyerek oradan ayrılmış ve bir daha hiç dönmemiş...

GÜLLER VE LEYLAKLAR
Sen ey o çiçekler ey o değişmeler ayı Bulutsuz geçen mayıs bıçaklanmış haziran Bir daha artık ne o gülleri ne o leylakları Bir daha o ilk yazı unutamam hiçbir zaman
O korkunç kuruntuyu unutamam bir daha Alayı çığlığı kalabalığı güneşi Aşk arabalarını Belçika hediyelerini Havayı o arı uğultulu yolu sonra da O sakınmasız utkuyu kavgaları aşan Öpüşmenin kızıla döndürdüğü o kanı Çılgın halkın leylaklarla donattığı O ölüme gidenleri unutamam artık dünyada
Kutsal o eski zaman betiklerine çalan Fransa bahçelerini unutamam bir daha O akşamları büyüsünü o sessizliğin Gülleri yol boyunca ki gülleri sonra da O bozgun yeline karşı duran çiçekleri Alaycı topları o bisikletleri şaşkın Korkunun kanadı üstünden geçen erleri O perişan kılıklarını konaklıyanların
Ama neden bilmem bu benzetme kasırgası Durmadan hep aynı noktaya getirir beni Saint-Marth bir general kara bir dal yığını Orman yanında bir köşk Normandiya biçimi İşte tıs yok düşman karanlıkta dinleniyor Birden bize Paris düştü diyorlar bu akşam Dünyada ne o yitirdiğimiz aşkı bir daha Ne o gülleri ne de o leylakları unutamam
Flandres leylaklarını demetlerini ilk günün O tatlı izini yanakları söndüren ölümün Sonra sizi kaçışın gülleri taze güller sizi Yangın rengine çalan Anjou gülleri sizi
ARAGON




GÜLLERİ SANA BIRAKIP DİKENLERE GİDİYORUM
Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum Gidiyorum bütün acılarımı vurup sırtıma umutları bırakıp başucuna ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp şiirlerimi sarıp bohçama yüreğimin yangınına gidiyorum hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal.
 Gidiyorum gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum.
 Gidiyorum başımda gam, gözlerimde nem bütün hatıraları bırakıp geride usulca çekip kapıyı ardımdan alıp başımı gidiyorum buralardan şafak sökmeden kimseler görmeden yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için.
 Hoşça kal suyundan çimdiğim dere kana kana içtiğim pınar say ki yaşamadım bu yerlerde nazlı çiçeklerini okşamadım baharın bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü çekip gidiyorum buralardan.
 Gidiyorum bir bilinmeze doğru hem yol, hem yolcu olmaya acılarımla başbaşa kalmaya gidiyorum bütün yıldızları takıp kanatlarıma bir kelebek gibi özgür olmaya gidiyorum.
 Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum.
 Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime ne okuyacak bir şiirim gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi bakmadan ardımdaki uçurumlara alıp götürüyorum yüreğimdekileri de hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal.
Nuri CAN
GÜL KOKULU YARİM
Ve sen kadınım... Biricik gül kokulu yarim... Sen hiç çıkmadın aklımdan yine bu hafta. Çok güzel düşlerde ağırladım seni. Birlikte harika yolculuklara çıktık gökyüzünde, inan bir an aklımdan çıkmıyorsun. Her kadının gözlerinde senin bakışlarını arıyorum, sıcaklığını yokluyorum anlamsız bakışlarda, seninle görüşmeyeli çok oldu biliyorum, ama üzülmüyorum uzaklığına. Nasılsa her an yanımdasın, nereye baksam orada bir çift bakış beni bekliyor. Yokluğunu çekmiyorum yani, senin de beni böyle düşündüğünü hissediyorum. Güzelim benim, eminim ki, aynı duygularla çarpıyor kalplerimiz. Ah güzelim, doya doya öpüyorum hayalini.
Mahmut Kuru
GÜLLER AĞLAR İÇİMDE
Ne zaman ayrılık saati gelse En vazgeçilmez yerinde yaşamın Duysak ayak seslerini akşamın Ve sokaklardan el ayak çekilse Bir ürpertiyle duyarım o zaman, Seni çağıran sesi uzaklardan...
Ne zaman ayrılık saati gelse Bir gariplik çöker içime birden Kalan tek anı gibi bir devirden Durmadan çalınır o gamlı beste Sanki bilir dem hazin öykümüzü Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü
Ne zaman ayrılık saati gelse Bir çaresizliği anlatır gibi Birden degişir gözlerinin rengi Mavi solar, koyulaşır yeşilse Sarınca ruhunu eski bir hüzün Uçar gider pembeliği yüzünün
Ne zaman ayrılık saati gelse Uzatsan özlemle dudaklarını Tüm ağaçlar döker yapraklarını Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe Sadece uğultusu o rüzgârın Ve bir umut kırıntısı: Belki yarın.
Ne zaman ayrılık saati gelse Bir firtına çıkmışcasına, büyük İçimdeki güllerin boynu bükük Bir zaman kalakalırım öylece Neden sonra gittiğini anlarım İçimde güller ağlar, ben ağlarım...
Ümit Yaşar OĞUZCAN
BEYAZ GÜL
Seni arıyorum kalabalık caddelerde, Tanımadığım insanlar geçiyor, sen yoksun... Perişan hayallerimin başladığı yerde, Sana sesleniyorum, duyuyor musun?
Beyaz güller açtı bahçelerde, sevdiğin... Ya o karanfil... Baygın kokulu çiçek. Gel, yalnızlık bahçeme beyazlar giyin, Anladım ki, bu ömür sensiz geçmeyecek.
Odamı süsleyen ellerini uzat, Hazzından dile gelsin bastığın halı.. Açılsın sevincinden perdeler kat kat... Işık ve ateş senin için yanmalı...
Sonra çevir düğmesini, radyonun Sevdiğin musiki dolsun odama, Dinle şarkısını büyük koronun, Beni düşün! beni düşün, ağlama...
İçimden bir ses diyor ki; sabret.. Sonu gelecek bu yalnızlığın. Bütün aynalar gülecek elbet, Açılacak kapılar ansızın..
Yalnız sen varsın beyaz gülüm, Evde, bahçede ve sokakta, Bir eylül akşamı gördüğüm , O, beyaz hayalsin uzakta..
Yakınsın; yalnızlık kadar, Uzaksın; yakınmış gibi, Sensiz yaşadığım yıllar Bu kadar güzel değildi.
Yeter... Gel artık yeter... Karanfiller açtı gel !! Kış bahçesinde güller, Beyaz güller açtı gel...


YAŞAMAM GEREK SENİ
Tomurcuk güle verip adını.
Düşünmek gerek, Martıları denizsiz, Yaprakları ağaçsız, Aşk´ı yüreksiz, Dağları suskunluğunda, Yankısız ve sessiz,
Bilmek gerek, Sevdayı çaresiz, Yağmura belkisiz, Ve yaşamayı sabırla, Hiç yoktan sebepsiz, Tomurcuk güle verip adını, Açmadan sevgisiz, Ölmeden yokluğunda, Bir köşede kimsesiz,
Herşeyden önce, Yaşamak gerek, Gitmeden, Adam gibi, Tek solukta, Ve nefessiz...
Birkan ASKAN
ADI GÜL'DÜ
Gülleri severdi en çok Güldü mü güller açardı gül yüzünde Güllerle bölüşürdü yalnızlığını Hep gül beklerdi sevdiğinden Bir de ´gül mevsimini´ takvimlerden Bir gül kokusuna Bir de ´gül reçeline´ dayanamazdı Hep güller kurutmuştu Hayatının en hazin sayfalarında Hep gülerek büyütmüştü sevdasını Ve her sabah Bir gül gibi bırakırdı tebessümünü sofraya Tıpkı sımsıcak bir ekmek gibi Ahşap bir evin avlusunda Mis kokulu gülleri derlerdi Ve bütün sırlarını sadece güllere söylerdi Ne zaman bir haksızlık görse Kanayan bir gül gibi Ahh bu dünyada Gülü gülle tartsalar derdi
Ne okur ne yazardı Ağlasa gülleri sular Gülse gülleri okşardı Ama ne zaman içli bir şarkı duysa Güllere bakar uzun uzun dalardı
İşte öyle bir çiçekti Şiirimin ucunda gülden bir kalemdi
Ahmet Selçuk İLKAN
GÜLLERİM SOLDU
Güllerim soldu kaldırımlarda Gonca yüklü dallarıma ayaz vurdu Demlerim oldu son akşamlarda Bir nefeslik duraklarda çiçek açtım
Bir tek sana güvenmiştim Öncem yoktu sonram yoktu Soyundum sevinç giyindim Sevilmek sanki bir suçtu
Hani herşeyindim ben senin Hani kor dudaklındım Hani karlarda açan çiçektim Vazgeçilmezdim Sezen Aksu



GÜLLER 2 TIKLA
|